Ana Sayfa
Önsöz
Hayatı
Düşünce Tarihi
Rönesans
Güzel Sözler
Defterler1
Defterler2
Çizimler
Resimler
Kaynakça

 

DEFTERLER (1484-1500)

Leonardo' nun Milano' da, 1484' teki veba salgınından hemen önce, düzenli olarak defter tutmaya başladığı anlaşılmaktadır. Notlarındaki yazıları ancak ayna kullanılarak oku-nabilecek şekilde sağdan sola yazmış olması (belki de solak olduğu için), sık sık şifre ve kod-lar kullanması (fikirlerinin çalınmasından korktuğu için) dikkat çekicidir (5, 7).

Leonardo 1487' lerde kendi kendine Latince öğrenmeye başladı. Bu dilin ustası olamasa da buluşlarını israrla Latince kaydediyordu. O sıralarda eski çağın çok önemli eserle- ri İtalyanca' ya çevrilmiş olduğundan Aristoteles, Platon ve Sokrates' i ve ayrıca Leon Alberti' nin “Aile Üzerine”, Matteo Palmieri' nin “Yurttaşlık Üzerine” adlı kitaplarını okudu. Bunun sonucunda insanoğlunun çok da fazla bir şey icat etmemiş olduğunu farketti. O sıralarda Milano Sarayı' na kabul edilmiş olması ekonomik kaygılarını azaltmış, hızla araştırmacılık yapmaya başlamıştı. Leonardo' nun bu yıllarda notlarını askeri mühendislik ve müzik enstrü-manları tasarımı üzerine tuttuğunu görmekteyiz. Bunların en ünlüsü bugünkü UFO şekillerine benzeyen, kenarlarından namlular çıkan, tekerlekler üzerinde dönerek ilerleyebilen tank idi (21). Çalışmalarının en önemli özelliği otomasyona yönelik oluşu idi. Kendini insan gücü ye-rine kullanılabilecek makine tasarımına kaptırmıştı. Ayrıca dalgıç giysisi, kuşatma kulelerine su pompalayan makineler, kale burçlarından kaynar yağ dökme ve düşmanın merdivenlerini itebilme yöntemlerini tasarladı. Yepyeni çalgıların taslaklarını çiziyordu. Ne yazık ki bun-lardan günümüze kalan her hangi bir müzik aleti mevcut değildir (1, 5, 7).

Mimarlıkta bütünsellikçi görüşü savunuyordu, ancak bu konuda çok az başarı elde edebildi (7).

İnsan bedeninin orantılarını gösteren ünlü “Vitruvien Adamı” nı çizdi (5, 6, 7, 9, 10).

Bu dönemde insanın sinir sistemini, ışık ve gölgenin yapısını, ışığın yüzeylerden yan-sımasını ve bunun resimde nasıl gösterilebileceğini araştırmıştı. Optik kuramlar konusunda yeni görüşleri vardı. Platon' dan beri görmenin gözün yaydığı parçacıkların cisimlerden geri dönmesi ile meydana geldiğine inanılıyordu. Eğer bu doğru olsa idi, her şeyi aynı hızda gör-memiz mümkün olmazdı. Leonardo gözden çıkan parçacıkların cisimlerin uzaklıklarına göre farklı sürelerde göze geri ulaşması gerektiğini düşünüyordu. Bu düşüncesinde Arap filozof İbnül Heysem ile yenilikçi düşünür John Peckham' ın etkisi vardı. Resim sanatçısı da olması nedeni ile görmenin muazzam bir duyu olduğuna inanıyordu. Işığın her yönünü araştırmaya çalıştı, görme fonksiyonunun işleyişini anlayabilmek için önce gözü kesip parçalara ayırdı. Oysa göz kesilmesi zor bir organdı. Dahası birkaç bıçak darbesinden sonra peltemsi bir hal alıyor, içindeki mercek ise şişerek küreye dönüşüyordu (5, 7).

Çevresel görme ile merkezi görmeyi birbirinden ayırabilmişti: “Gözün tek bir merkezi algılama doğrultusu vardır ve bu doğrutuda göze ulaşan her şey iyi seçilir.” “Üç boyutlu görebilmek, iki gözün aynı anda ayrı ayrı çalışması ile mümkün olur.” Bunları ilk kez düşünen Leonardo' ydu. Gözün işleyişine benzer bir aygıt (camera obscura) ve görüş açısını arttıracak bir optik alet yapmış, projeksiyon aleti ve Hans Lippershey' den yüz yıl kadar önce teleskopu tasarlamıştı (5, 7).

Işık ve sesin benzer davranışlar gösterdiğini, ortamda titreşim hareketleri ile yol alabil- diğini açıklamıştı. Ona göre bir noktadaki titreşim, bitişiğinde başka bir noktayı titreştiriyor, böylece sinyal bir doğru boyunca yayılıyordu. Evrende her şeyin (hatta kokunun bile) dalgalar yolu ile yayıldığını düşünüyordu (7).

Leonardo, 1690 yılında ışığın dalga özelliğini açıklayan Christaan Huygens' ten daha ilerideydi. Belki de Huygens Leonardo' nun çalışmasından haberdardı. Zira bu eserin yayın-lanmasından birkaç ay önce kardeşi Constantine' den bir mektup almıştı. Bu mektupta kardeşi üç buçuk guinea vererek Leonardo' nun perspektif, ışık ve gölge üstüne düşünce- lerini içeren notlarını satın aldığını yazmıştı. Chistiaan Huygens' in baş yapıtının ön sözünde on iki yıl önce yaptığı bir konuşmada ışık kuramlarından söz ettiğini belirtmesi, eserin bütünü ile kendi özgün çalışması olduğunu kanıtlama çabası mıydı? (7).

Leonardo' yu eleştiren bilim adamları, bilim tarihçileri ve filozoflara göre o, iddia-larında defalarca çok ileri gidiyor, gizemciliğe ve metafiziğe ait düşüncelere dalıyordu (7).

Işığın belirli bir hızının olduğunu farketmişti. Oysa bunu 1697' de Danimarkalı astro-nom Olaus Roemer, Jüpiter' in uydularının tutulmasını gözlemlerken keşfetti. Leonardo bu çalışması sırasında başka bir sonuca ulaştı: “Doğadaki her eylem mümkün olan en kısa sürede gerçekleşir.” Fransız matematikçi Pierre de Fermat 1657' du bunu şöyle tarif edecekti: “Doğa her zaman en kısa yoldan hareket eder” (7).

Bir başka gözlemini şöyle ifade ediyor: “Taş durgun suya fırlatılırsa daireler merkezle- rinden eşit uzaklıkta olacaktır (7). Ancak eğer akıntı varsa, bu daireler yumurta biçimini alır, akıntı boyunca merkezleri ile birlikte taşın ilk düştüğü noktadan uzaklaşacaktır.” Açıkçası bu, 1840' larda Christian Doppler ve Armand Fizeau tarafından yeniden keşfedilen Doppler olgu-sunun tarifinden başka bir şey değildi (7).

Bir başka deneyinde güneş ışığını prizma aracılığı ile bileşenlerine ayırmıştı. Ayrıca kırılma olgusunu gözlemlemiş ve açık seçik ve özlü biçimde kaleme almıştı. Gökbilimci Tycho Brahe' den yüzyıl önce, güneş ışığının atmosferde kırılmasını keşfetti. Gökyüzünün mavi görülmesinin nedenini 1871' de açıklayan Lord Rayleigh' tan tam üç yüz yıl önce şöyle anlatıyordu: “Diyorum ki atmosferde görülen mavi gökyüzünün kendi rengi değildir. Buna ısınarak buharlaşan nemin görülmez küçücük parçacıkları neden olur. Güneşin ışın demetleri bunların üstünü örter, derin ve koyu karanlık bölgelerde ışıldar görünmelerine yol açar” (7).

Leonardo' nun 1490' ların başındaki notları hareket halindeki küçük insan çizimleri ile doludur. Aynı sayfalarda şu ilginç yazıyı okuyoruz: “Bir insan yukarı zıpladığında, başının hızı ayak ucu daha yerden kesilmeden, topuğunun hızının üç katı, kalçalarının hızının iki katıdır. Bunun nedeni üç birleşme noktasının aynı anda gerilmesidir” (7).

Bu çalışmalardan sonra hayvanların hareket sistemi ile ilgilendi. Eklem ve kas bağlantılarını menteşe ve bocurgatlarla *karşılaştırdı. Bunların sonucunda yine bulanık bir metafizik sav ortaya attı: “Her canlının amacı harekettir” (7).

Leonardo' nun askeri mühendislik başarıları, Milano tiyatrosunda gerçekleştirdikleri, paraşüt, mekanik taşıtlar, pompalar, sulama sistemleri, kazı makineleri için yaptığı tasarımlar onun pratik zekasını yeterince gözler önüne sermektedir. Ne yazık ki konuların kuramsal ilkelerini kavrayışı o kadar iyi değildi (1, 5, 7).

Leonardo Aristotelesçiliğin Ortaçağ yorumuna aynen katılmaktadır. Bu düşünceye göre kuvvet cisme hükmeden bir varlıktır. Cisim hareket ettikçe bu varlık tükenir. Hareket ne kadar şiddetli ise, bu yokoluş da o denli hızlanır. Bu görüşe şunları eklemeden duramaz: “Diğerlerine göre hareket etme özgürlüğüne sahip farklı bir cisim, hiçbir zaman kendiliğinden durmayacaktır” (7).

Leonardo mekaniğin kuramsal temelini hiç bir zaman özümseyemedi. Bunun nedeni matematiğinin zayıf oluşuydu. Ancak olağanüstü becerikli bir mühendisti (5, 7).

1495 ' e gelindiğinde kişisel kütüphanesinde yaklaşık kırk kadar kitap bulunuyordu. Asıl hedefi bir ansiklopedi yazmaktı (7).

Milano' daki son günlerinde fena halde dağıtmaya başlamıştı. Aynı zamanda din ve felsefe üzerine yazıyor, bütünsellikçi dünya görüşünü açıklamaya çalışıyordu. Bulduğu sonuç “potenze” adını verdiği dört gücün (hareket, ağırlık, kuvvet ve çarpışma) evrendeki tüm eylem ve olguların nedeni olduğu idi (7)

Peki, Leonardo bilim adamı mıydı?

Bilimin geleneksel tanımını filozof Francis Bacon yapmış, Isaac Newton ise olgunlaştırmıştı. Buna göre varsayım bir dizi duruma uygulanır. Uyumsuzluk varsa bilim adamının baştan başlaması ve düşüncesine yeni bir biçim vermesi gerekir. Bu tanıma göre eski Yunanlıları gerçek bilginler değil de filozof saymamız gerekir. Çünkü onlar deneye hiç önem vermezlerdi. Leonardo ise düşüncelerini gözlem ve deneyle kanıtlamaya çalışıyordu. Bilimin nasıl yürütülmesi gerektiğini de yazmıştı: “Gerçeğin tek bir sonucu vardır. Bu yayınlandığında tartışma sonsuza kadar ortadan kalkar.” (7)

Bilim tarihçisi W. C. Dampier Leonardo için şunları söylemişti: “Olağanüstü perfor- mansı, ortaya çıkarıp sundukları, temel yasaları kavrayışını sergileyişi ve her araştırma dalında kullandığı doğru inceleme yöntemleri ile önemsiz sayılmamalıdır. Leonardo, Francis Bacon' un yetersiz biçimde üstünde felsefe yaptığı ve Galileo' nun uyguladığı, doğru deneysel yönte- mi bir yüzyıl önce sezgileri ile algılayıp etkin bir biçimde kullanmıştı (7).

Eğer bilim tümüyle matematik çözümleme ve deneyin birleşimine dayanıyorsa Leonardo' yu bir bilgin olarak kabul edemeyiz. Buna karşılık biraz daha geniş bir açıdan bakar ve bilimi “evreni deney ve akıl yürütme ile çözmek” olarak tanımlarsak o kesinlikle bir bilgindi. Çünkü o deneyin önemine inanıyordu ve basit bir düzeyde de olsa matematiği kullanmıştı. Daha da güzeli matematiğin önemini farketmişti. Leonardo' nun benzersizliği, miras kalan bilgeliği alışılmamış bir biçimde geliştirmesiydi. Optik ile ilgili çalışmaları ondan öncekiler- den çok daha derindi ve bazı yönleri ile zamanından yüzlerce yıl ileride idi (1, 5, 7).

*bocurgat: ağır yükleri iple çekmeye yarayan, manivela ile döndürülen makara