Ana Sayfa
Önsöz
Hayatı
Düşünce Tarihi
Rönesans
Güzel Sözler
Defterler1
Defterler2
Çizimler
Resimler
Kaynakça

 

DEFTERLER (1500-1519)

Bu dönemde Leonardo' nun notları bahçe, at başı, sahne dekoru, süs eşyaları, askeri araç tasarımları, korunak, kanal, bent ve makine tasarımları ile dolmuştu (5, 7).

Anatomi, jeoloji, coğrafya, astronomi ve uçma üzerine çalışmalar yapmıştı. Otuzdan fazla kadın ve erkek cesedini kesip parçalara ayırmıştı. Notlarını konulara göre bir düzene koymak ve ayrı ayrı incelemeler şeklinde yayınlatmak istiyordu. Oysa elimizde bitmiş tek eseri “Resim Sanatı Üzerine Yazılar” dır. On üç bin kadar sayfalık notların yaklaşık beş-altı bin kadar sayfası kaybolmuştur (7).

Notlar içerisinde en önemlileri anatomi dalındaki çizim ve gözlemlerdir. Leonardo' ya değin insan kadavrasının kesilip parçalara ayrılması yasaktı. Bu tür uygulamaları özel izni olan üniversite profesörleri yürütürdü. Bu yüzden anatomi yeterince bilinmiyordu (7).

1491' de Rönesans yazar ve hekimi De Ketham' ın “Fasciculus Medicinae” “Tıp Kıla-vuzu” adı verilen kitabı yayınlanmıştı. Büyük bir ihtimalle Leonardo bu kitabı görmüştü. Ki-taptaki resimler basite indirgenmiş ve şematik çizilmişti. Daha önce de bazı Eskiçağ tıp kitapları okuduğunu biliyoruz. Alberti ve Vitruvius' u da izlemişti. İnsan bedeninin iç yapısını araş tırmak ve resimlemek için otuz kadar kadavrayı kesip parçalara ayırmıştı. Bu iş için saraydaki itibarı sayesinde yetkilileri ikna etmiş olmalıydı. Yine de geceleri tek başına çalışıyordu. Bunun için çelik gibi bir sinir gerekiyordu. Ayrıca pis bir işti. Çünkü ölü bedenler kısa sürede çürüyordu. Hastalık kapma tehlikesi çok fazlaydı. Bir süre sonra ölü falcılığı ile suçlanmış, papa tarafından faaliyetleri yasaklanmıştı (7).

Oysa bugün insanlık Leonardo' ya bir anatomici olarak yaptığı çalışmalardan dolayı teşekkür borçludur. Çünkü o gözlemlerini hem yazı ile hem de enfes çizimleri ile açıklayabilmişti. Bazılarına göre anatomi çizimleri onun parlak zekasının en nitelikli ürünleri idi (1, 7).

Leonardo, büyük olasılıkla anatomiye 1480' lerde “Sforza Atlı Heykeli” nin çalışma-ları sırasında başlamıştı. Şehirdeki gözde atların en ayırt edici özelliklerini tesbit etmek için Milano çevresindeki ahırlara gelip gidiyordu. Çizimlerinde oranlara çok önem verdiği anlaşılıyor. Bu arada inek ve öküz kadavralarını kesip parçalara ayırdığını anlıyoruz. Hatta bu gözlemleri nedeni insan rahmindeki bebeğin çiziminde ineklerdeki gibi çenek yaprağına benzer çıkıntılar yaptığını görüyoruz (7, 10).

Peki Leonardo' nun anatomi alanındaki buluşları neydi?

Göz sinirlerinin gözün arkasından çıkıp birbiri ile kesiştikten sonra beyine ulaştığını ilk gözlemleyen ve çizen anatomici idi (7).

Sinirlerin beyin ve enseden omurilik boyunca aşağılara uzanıp kol ve bacaklardaki kaslara yayıldığını yazdı. Kol ve bacak hareketlerinin hangi kaslar tarafından yapıldığını araştırdı. Elin ve parmakların hiçbir hareketinde dirsekten yukarıdaki kasların rolünün olmadığını, yüzün mimiklerinin değişik kasların çalışması ile mümkün olduğunu ilk kez düşünen oydu. Kuşların kanatlarını aşağı indiren tüm kasların kökünün göğüste olduğunu ve bu kasların ağırlığının kuşun kalan kısımlarının toplamından daha fazla olduğunu ilk defa o buldu. Ruhun bazılarının sandığı gibi vücudun her yerine yayılmış olmadığını, yalnızca beynin merkezinde bulunduğunu kanıtlamaya çalışıyordu (5, 7).

Damarların yaşlılıkta gerginliğini kaybederek kıvrımlı bir hal aldığını, duvarlarının tıpkı portakal kabuğu gibi kalınlaştığını, damarın iç yüzeyinde kanın akışını engelleyecek kalın bir tabaka oluştuğunu (ateroskleroz, yani damar sertliğini tarif ediyor) yazdı. Sağlıklı yaşam süren yaşlılarda doğal ölümün, dokuların beslenme yetersizliğine bağlı olduğunu düşündü (38).

Hem erkek hem kadın üreme sistemi üzerinde epeyce zaman harcadı, yumurtalıkların işlevini, ersuyunun nasıl üretildiğini anlattı. Ayrıca idrar kanallarının idrar kesesine nasıl ulaştığını, oradan idrarın nasıl dışarı çıktığını çizdi (7).

Anne karnında yedi aylık insan cenini ilk defa onun tarafından ustalıkla çizilmişti (7).

Gırtlak ve nefes borusunun ses çıkartma ile ilgisi olduğunu ilk defa o düşündü (7).

Sindirim sisteminin kusursuz resimlerini çizdi (7).

Nabız ile kalp atımları arasındaki ilişkiyi de ilk kez o farketti (7).

Kafatası ve diğer kemiklerin, kasların ve kirişlerin üç yönden çizilmiş resimleri günü-müzde anatomi kitaplarına kapak olmuştur (7, 10, 24, 34).

Leonardo evrende dünyanın benzersiz olmadığına, yıldızların bizimki gibi güneşler olduğuna inanıyordu. Descartes' tan yüz yıldan fazla bir süre önce insan bedeninin evrenin ulaşabileceği en üstün düzenek ve örnek olduğu görüşünü benimsemişti. Buna karşılık bir işe yaramayan insanlar için “yalnızca bok üreten ve kubur dolduran yaratıklar” tabirini kullanırdı (7).

Leonardo anatomide kendinden öncekilerin bulduklarını biraz daha ileri götürmüş, şaşırtıcı buluşlar yapmamıştı. Ancak ondan sonraki kuşakta anatomi ölü falcılığı olmaktan çıktı, saygın bir bilime dönüştü. Leonardo öldüğü zaman dört yaşında olan anatomici Vesalius “İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine Yedi Kitap” adlı başyapıtını yazdı ve “Anatomi- nin Babası” ünvanını kazandı. Kitaplarında Leonardo' dan daha ayrıntılı bilgi vermekle birlikte resimleri onunki kadar kaliteli değildi (7).

Jeolojik ve coğrafi olgulara, fiziksel geçmişi inceleyerek varılabileceği fikrini ilk geliş-tirenlerden biri oldu. Bulutların belli bir yüksekliğe çıkabilmesinin soğurdukları nem miktarı- na ve havanın kaldırma gücüne bağlı olduğunu düşündü. Havanın özellikleri ile yoğunluğunu ve ne zaman yağmur yağacağını bilebilmek için kullanılabilecek bir nemölçer icat etti (7).

Lombardia fosil yataklarının dört tabakası olduğunu görüp bunların değişik aşamalarda meydana geldiğini farketti. Çoğu fosilleşmiş canlıların okyanusların çekilmesi ile gün ışığına çıktığını düşünerek dünyamızdaki su düzeyinin eski çağlarda çok daha yüksek olduğunu açık- ladı. Fosil yataklarının denizden bu kadar yükseklerde bulunmasının Nuh tufanının neden olduğu düşüncesini bütünü ile reddetti. Bir deniz yatağı, deniz kabardığında ancak iki-üç metre yol alabileceğinden, Eski Ahit' te belirtildiği gibi kırk gün süren tufanda denizdeki canlılar Adriatik Denizi' nden 450 km uzaklıkta bulunan fosillerin olduğu Lombardia' ya gelemezdi. Ancak günümüz jeolog ve biyologlarının bir kısmı Leonardo' ya hayranlık duymalarına karşın onun gerçek bir bilgin sayılmaması gerektiğini ileri sürerler. Çünkü o, kısmen Aristotelesçi, kısmen de bütünsellikçi felsefe takıntısı nedeni ile -her ne kadar doğru sonuçlara varabilse de- yanlış önermelerden hareket ediyordu (7).

Teleskopu ilk icat edip kullanan insan olup olmadığı çok tartışılmıştır. 1508 ile 1510 yılları arasında kaleme aldığı yazılar ve çizimlerde teleskopun temel ilkesini anlatmaktadır: “Uzaklaştıkça küçülen nesneleri büyüterek görmeyi sağlayacak aletler yapmak mümkündür. İçerisinde dışbükey mercek bulunan uzatılabilir bir tüple bakıldığında ay daha büyük görüne-cek, lekeleri belirginleşecektir.” 1938 yılında Domenica Argentieri adlı bir araştırmacı notla-rı içerisinde bir teleskop şeması ve hemen yanında yapımının tarifini buldu. Ancak Leonardo konuda başarılı olmuş olsa idi, kesinlikle aleti kullanır ve gördüklerini resmederek belgelerdi. Kaybolan notları arasında böyle bir yazı olabilir. Bu doğru olsa da Leonardo' nun en yakın arkadaşlarına buluşunu anlatmaması ve bir biçimde buluşunu kendisi için değerlen-dirmeyi becerememesi imkansız. Teleskop onun ölümünden yüz yıl kadar sonra (1608) Hans Lippershey tarafından icat edildi. İtalya' ya ulaşınca Galileo bu ilkel teleskopu geliştirdi (7).

Leonardo' nun en güzel hayallerinden biri uçabilmekti. Bunun için senelerce kuşları inceledi. Araştırmaları sonucu şöyle bir iddia ortaya atmıştı: “Cismin havaya uyguladığı ba-sınç miktarı kadar hava da nesneye basınç uygular (bunu Newton yasalarının üçüncüsünden hemen hemen iki yüz yıl önce yazmıştı). Havaya çarpan kanatların nasıl ağır bir kartalın yükselmesini sağladığını, denizin üstünden esen rüzgarın yelkenleri şişirip bir gemiyi nasıl hızla ilerlettiğini izleyin. Buna göre insan yapay kanatlarla, havaya güç uygulayıp yükselebilir.” Havanın efendisi olabilmek için ayrıntılı bir gözlem yapmıştı. Kuş bedenleri- nin yol alışlarını incelemiş, defterlerini çizimlerle doldurmuştu. Kanat hareketlerini, ağırlık merkezlerinin yer değiştirişini taklit etmek için sayısız deney yürütmüştü. Kuş ve yarasa ka-nadı yapmak için bir dizi malzeme kulanmıştı. Bir kuşun havada nasıl dengesini koruduğunu, başı ve kuyruğunu indirip kaldırarak nasıl yol aldığını, rüzgarın şiddetindeki dalgalanmayı nasıl dengelediğini ve nasıl süzüldüğünü anladı ve şu sonuca vardı: “Kuş matematik yasaları ile hareket eder. İnsan da bunu yapabilecek yeteneğe sahiptir.” (5, 7, 29)

Uçmaya kalkışan başka insanlar da vardı. Bunlar hemen hemen aynı zamanlarda ken-di yöntemleri üzerinde çalışıyorlardı. Örneğin İtalyan mühendis Giovan Battista Danti 1503' te bu yüzden bir kilise çatısına düşmüştü. Leonardo her halde kendisinden önceki, insan uçu- şu konusunda yazılmış olan yazıları okumuştu. XIII. Yüzyılda doğa bilimcisi Roger Bacon, motoru çevrilince yapay kanatları çırpmayı sağlayan makinede oturan insanı anlatmıştı (7).

Leonardo, kuşun kanat hareketlerini yapan göğüs kaslarının insanla kıyas- lanamayacak kadar güçlü olduğunu tesbit etti. Bu sayede kuş havada kendi ağırlığı kadar bir yük taşıyabiliyordu. İnsanın bacaklarında da kendi ağırlığını taşımak için gerekenden çok da-ha fazla güç olmalı idi: “Bunun doğru olduğunu kanıtlamak için kumsalda duran birinin ayak izlerinin derinliğini ölç! Sonra sırtına bir başkasını çıkart ve ayaklarının daha ne kadar derine gömüldüğünü gözle! Ardından ikinci adamı sırtından indir ve birinciyi havada olabildiğince sıçrat! Birinci adamın zıpladığı zaman ayak izlerinin sırtında bir başkası varken bıraktığından daha derin olduğunu göreceksin. Bu da insanın, kendini taşıması için gereken gücün iki katına sahip olduğunu gösterir.” (1)

Leonardo, kafasında tasarladığı uçan makineye “hava gemisi” adını takmıştı. Kanatlı bir makine resmi çizmişti. Burada yere parelel duran insan elleri ile kanatları hareket ettiriyor, kendi ağırlığını ise pedallara uyguluyordu (1, 5, 7).

Bir başka tasarımı ise “hava pervanesi” veya “helikopter” idi. Bu tasarım bir kaburga ile çevresinde fırıl fırıl döndükçe kaldırma kuvveti yaratan üstündeki sarmal çatıdan oluşuyordu (5, 7).

Bunlar olağanüstü yaratıcı tasarımlardı. Çoğu da sağlam aero-dinamik ilkelere dayanı- yordu. Ancak hiçbirisinin uçması olanaklı değildi. Çünkü bunları kullanan bir insanın makineyi yükseltmek için gerekli kaldırma kuvvetini kazandıracak güç üretmesi mümkün değildi. Leonardo, makinenin uçması için gerekli enerjinin henüz bilinmediği bir devirde yaşıyordu (7).

Paraşüt tasarımları da çizmişti. Uçan makinesinde kullanılmak üzere günümüz can-kurtaran simitlerine benzer güvenlik sistemleri geliştirmişti. Bunlar hava gemisi düşerse pilo-tu kurtaracaktı (5, 7, 36).

Bir havacı olarak hiç başarılı olamadı. Ancak kuşların anatomisi ve uçuşu hakkında yaptığı çalışma onun en nitelikli eserlerinden biridir. “Kuşlar Üzerine Yazılar” projesini de diğerleri gibi hiçbir zaman gerçekleştiremedi. “Kuşların Uçuşu Üzerine Elyazmaları” on yılı aşan çalışmaları sonucu bulduklarını anlattığı 20x15cm boyutlu, otuz altı sayfalık bir yazı idi. Modern kuş bilginleri ve anatomicileri böyle bir eseri çok az geliştirebilmişlerdir. Leonardo bu eserinde oldukça özgün ayrıntılar hakkında bilgi vermektedir: “Kuş kanadını çırparak yükselmek istediğinde omuzlarını kaldırır, kanat uçlarını kendine doğru çekerek çırpar. Böylece kuşun kanat uçları ile göğsü arasındaki hava yoğunlaşır ve bu basınç kuşu yukarı kaldırır. Kuş uçarken karşıdan gelen rüzgar alttan çarparsa, o zaman kuş belkemiğini kaldırır, ağırlık merkezini rüzgara doğru çevirir. Alttan esen rüzgar şiddetli ise kuş tetikte olmasa hızla alt kanadını içeri çekip üst kanadını açmasa tepe taklak olurdu.” (7)

Yazılarının çoğu bir sürü defterin her yanına dağılmış durumdadır. Bunların en önem-lileri optik, perspektif, gözün fonksiyonu ile ilgili fikirlerini yazdığı “Resim Sanatı Üzerine Yazılar” , ışık ve gölgeyi ele aldığı “Manuscript C” , resim uygulamasına yönelik ipuçlarını ve önerilerini anlattığı “Manuscript E” , “Italien” diye bilinen el yazması ve “Il Codice Atlantico” dur (5, 7).

Onun öğretileri kendinden sonra gelen ressamlarca da benimsenerek uygulandı. Örneğin Rembrandt' ın geç dönem resimlerinde onun etkisini görüyoruz (7).

“Gözün hemen önünde duran, gözbebeğinden küçük bir nesneyi görmemiz mümkün değildir. Göz nesnelerin kenarını seçemez. Gözden içeri giren ışık kırılır. Göz cisimleri perspektiftekinden daha büyük zanneder. Işığın doğada sonsuz kez yansıması ve kırılması nedeni ile hiçbir şeyi olduğu gibi göremeyiz. Uzaktaki cisimleri küre gibi görürüz. Herhangi bir şeyin gerçek rengi diğer cisimlerden yansıyan ışığın etkisi ile değişir. Göz genellikle aldanır. Üç boyutlu cisimleri tuval üzerinde iki boyutlu olarak resmederken kusursuz olamayız ve bir çeşit aldatmaca yapmamız gerekir.” Bu bilgiler ışığında son yaptığı büyüleyici resimlerde ışık ve gölgeye eşsiz bir biçimde hakim olabildiğini görüyoruz.

Leonardo anatomiyi çok iyi bildiği için, insan figürlerinde gerek yüz, gerekse vücuttaki kasları ve eklemleri olağanüstü güzellikte ve doğrulukta betimliyordu. Dönemin diğer ünlü ressamı ve heyketraşı olan Michelangelo' yu, yerli yersiz (Herkül gibi) insanüstü figürler çizmesi nedeni ile eleştiriyordu (6, 7, 9).

Sonuç olarak Leonordo' nun tüm bilimsel gözlemleri ve çalışmaları, sanatçı kimliğinin

doruk noktasına ulaşmasına neden olmuştu (7).