Ana Sayfa
Önsöz
Hayatı
Düşünce Tarihi
Rönesans
Güzel Sözler
Defterler1
Defterler2
Çizimler
Resimler
Kaynakça

 

RÖNESANS ÖNCESİ DÜŞÜNCE TARİHİ

Bilimin temelleri ilk olarak eski Yunanlılar tarafından atıldı: Aristoteles M.Ö. 384 yı-lında Makedonya' da doğdu. Dönemin en büyük filozofu Platon tarafından eğitildi. Başta mantık olmak üzere felsefe, astronomi, biyoloji ve fizik konularında çok ileriydi. Ona göre dünya dört temel unsurun harmanlanmasından oluşmaktaydı: Hava, su, toprak ve ateş. Güneş ve gezegenlerin Dünya' nın çevresinde döndüğünü düşünüyordu. Kıyaslama mantığına inanı-yordu. Buna göre gerçekle hiç uyuşmayan tümüyle yanlış sonuçlar ortaya çıkabiliyordu: Örneğin: tüm robotların iki bacağı vardır. İnsanların da iki bacağı vardır. Öyleyse tüm insan-lar robottur (7).

Aristoteles de hocası Platon gibi deney yapmayan bir düşünürdü. Deneyin önemsen- meyişi on üçüncü yüzyılda Roger Bacon' a kadar sürdü. Oysa bugün modern bilimde ortaya atılan bir varsayım, matematikten yararlanarak incelenir ve ancak deneyler ile kanıtlanırsa kuram haline gelir (7).

Aristoteles' ten yetmiş yıl önce doğan Democritus antik çağda günümüzün bilimsel bakış açısına en çok yaklaşan kişidir ve atom kuramının babası sayılmaktadır. Ancak onun fikirleri, Aristotelesçiler tarafından on yedinci yüzyılda Pierre Gassendi ve Rene Descartes ' a kadar göz ardı edilmiştir (7).

Eski Yunanlıların düşüncelerinin çoğu İskenderiye' deki büyük kütüphanede bulunan 400.000 kitap ve papirüste yer almaktaydı. Büyük İskender' in fetihleri ile bu fikirler doğuya ve batıya yayıldı. Yunan felsefesi, bilim ve edebiyatı Roma kültürünün temelini oluşturdu (7).

M.S. I. Yüzyılda Naturalis Historia (Doğa Tarihi) adlı otuz yedi ciltlik kitabın yazarı Romalı Plinius ile İskenderiyeli Ptolemaeus gibi filozofların çok az özgün çalışması oldu. Neredeyse yazdıkları her şey daha önce Yunan düşünürleri tarafından bulunmuştu. Bazı düşü-nürlerin Democritus' u desteklemelerine rağmen (Arthur Koestler' in “Bütünü ile zırva!” dediği) Aristoteles' in dogması neredeyse bir din haline geldi ve aşağı yukarı hiç sorgulan-madan kuşaktan kuşağa geçti. Kilisenin işine gelen bu anlayış bilimsel gelişmenin önünde ciddi bir engel oluşturuyordu. Ancak yine de zaman zaman farklı düşünceler de çıkabiliyordu. Örneğin skolastikler insanın, varoluşun merkezi olduğunu, evrenin de Tanrı tarafından insan için tasarlandığını ileri sürdüler (7).

Bu arada İskenderiye Kütüphanesi ilki IV. yüzyılda (M.S 390' da) Hıristiyan Piskopos Theophilus, ikincisi de VII. yüzyılda Müslümanlar tarafından olmak üzere iki kez yakılıp yı-kıldı (7).

Roma İmparatorluğu' nun çöküşünün hemen ardından dini bağnazlığın da etkisi ile Aristotelesçi düşünce yerini Platoncu felsefeye bıraktı. Evrenin, insana özel önem veren yüce bir varlık tarafından yaratıldığına inanan Platon' un düşünceleri katolik kilisesinin saplantı- larına daha uygun düşmekteydi (7).

Avrupa' nın entelektüel bakımdan karanlık bir çağa saplanıp kaldığı bu sıralarda Arap düşünürler simya, matematik ve astronomide büyük ilerlemeler kaydetmişti. IX. Yüzyılın başlarından itibaren eski Yunan ve Romalılar' ın korunabilen bilgilerinden bazıları Araplar ara-cılığı ile Avrupa' nın manastırlarına sızdı. Aristotelesçi düşünce Hıristiyanlık öğretisine iliştiriliverdi. Buna göre her madde Tanrı' nın yarattığı ve dört temel unsurun değişik oranda bile-şiminden meydana gelmekteydi (7).

Bilim tarihinin en saygın kişilerinden biri olan Oxfordlu düşünür Roger Bacon deneyin yararını ilk farkeden kişiydi. Üç önemli eser yazdı. Ancak Aristoteles karşıtı düşünceleri sapkınlık ve bozgunculuk olarak nitelendirilerek papa lV. Nicolas tarafından ömür boyu hapse mahkum edildi (7).

Böylece Aristotelesçi felsefe ve skolastik düşünce Avrupa' nın tüm üniversitelerinde ezberletilir oldu. Roma İmparatorluğu' nun yıkılmasından XIV. yüzyıla kadar süren, “Ka-ranlık Çağ” denilen ve bin yıl kadar süren bu dönemde kilisenin baskısı altındaki insanlardan yaratıcılık beklemek herhalde haksızlık olurdu. Nitekim bu çağda su değirmenleri ile yel değirmenleri dışında hiçbir icat olmadı (1, 7).

İtalya' da kent devletlerinin bitmez tükenmez savaşları ile kuzeyde İngiltere ve Fransa arasındaki Yüzyıl Savaşları (1337-1453), Avrupa' nın ekonomik yapısını daha da bozdu. Bu devirde köylüler tek odalı kulübelerde fakir bir hayat sürüyor, savaşlardan sağ çıkabilenler de açlıktan kırılıyordu. Bir kadın ortalama 25 yıl kadar yaşıyordu. Doğum sırasında anne ve çocuk ölümleri çok fazla idi. İyi beslenen soylular ise ete ve içkiye aşırı düşkünlüklerinden gut ve karaciğer hastalığına yakalanıyordu. Kurtulabilenler de frengi, veba gibi salgın hasta- lıklardan kaybediliyordu. (1, 7).

İşte bu şartlarda başlayan Rönesans Aristoteles' in yerine diğer eski Yunanlı ve Romalı düşünürlerin yeniden değerlendirilmesini teşvik edecekti. Karanlık çağın ardından bilim ya-vaş yavaş dinin gölgesinden çıkmaya başlıyordu (1, 7).

Fransızların “Rönesans” diye adlandırdıkları bu dönemin başlangıcı ve bitişi hakkında yaygın bir uzlaşma yoktur. İçinde yaşadığı zamanı ilk betimleyen herhalde Vasari idi. Bu döneme “Rinascita” “Yeniden Doğuş” adını vermişti. Gerçekten de bu söz Avrupa tarihinde karanlık ve baskıcı dönemden çıkışı ifade ediyordu. Vasari “Sanatçıların Yaşamları” adlı kitabında iki yüz kadar rönesans ressamı, heykeltraşı ve mimarının yaşamını ve çalışmalarını incelemişti (1, 5, 7).

Rönesans döneminde Floransa en görkemli devrini yaşamış sanatın bitmez tükenmez kaynağı olmuştu. Brunelleschi ' nin Duomo için tasarladığı enfes kubbe yeni bitmişti. Luca Fancelli , Palazzo Pitti' nin inşaatına başlamıştı. Kentin merkezinde ise Michelozzo ' nun Mediciler için yapmış olduğu saray yer almaktaydı. Floransa, XV. ve XVI. yüzyıllarda yaşamak ve çalışmak için dünyanın en heyecan verici kenti idi. Ticarete dayalı güçlü ekono-misi sanatçıları ve düşünürleri kente çekmişti. Şehir kısa sürede Avrupa' nın kültür merkezi oldu. Devrin kilit şahsiyetlerinden Lorenzo de Medici (Muhteşem Lorenzo) sanatın en önemli hamisi idi (1, 5, 7).

Bilgiye susamış olan insanlarda hem öğrenme hem de daha iyisini yapma dürtüsü gelişmeye, sanatsal çabalar artmaya başlamıştı. İnsanın değeri yeniden keşfedilmiş, Tanrı' nın yarattığı evrendeki rolü olumlu bir biçimde değişmişti (7).

İşte böyle bir dönemde yaşayan Leonardo kendi zamanına kadar gelen bilgileri adeta yutmuştu. Ondan öncekilerin keşfettiklerinin çoğunu çok daha ilerilere götürdü. Rönesans'ı temsil eden ve onun biçimlenmesini sağlayan bir şahsiyet oldu (7).