Ana Sayfa
Önsöz
Hayatı
Düşünce Tarihi
Rönesans
Teknikleri
Resimler
Sözlük

Kaynakça
Alka.com.tr

 
       
RÖNESANS ÖNCESİ DÜŞÜNCE TARİHİ
     
Bilimin temelleri M.Ö. IV. yüzyılda eski Yunanlılar tarafından atıldı. Platon, Aristoteles, Democritus ve diğer düşünürlerin fikirleri İskenderiye’de büyük kütüphanede bulunan 400.000 kitap ve papirüste yer almakta idi. Büyük İskender’ in fetihleri ile bu fikirler doğuya ve batıya ya-yıldı. Yunan felsefesi, bilim sanat ve edebiyatı Roma kültürünün temelini oluşturdu (7). 
Romalılar zamanında Aristoteles’in dogması neredeyse bir din haline geldi ve hemen he-men hiç sorgulanmadan kuşaktan kuşağa geçti. Kilisenin de işine gelen bu anlayış bilim ve sanatın gelişmesinin önünde ciddi bir engel oluşturuyordu (7).

Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün hemen ardından dini bağnazlığın da etkisi ile Aristote-lesçi düşünce yerini Platoncu felsefeye bıraktı. Evrenin insana önem veren yüce bir varlık tarafın-dan yaratıldığına inanan Platon’un düşünceleri Katolik kilisesinin saplantılarına daha uygun düş-mekte idi. XIV. Yüzyıla kadar bin yıl süren ve Karanlık Çağ denen bu dönemde kilisenin baskısı altındaki insanlardan yaratıcılık beklemek herhalde haksızlık olurdu. Nitekim bu çağda su değir-menleri ve yel değirmenleri dışında hiç bir icat olmadı (1,7).

İtalya’ da kent devletlerinin bitmez tükenmez savaşları ile kuzeyde İngiltere ve Fransa ara-sındaki Yüzyıl Savaşları (1337–1453) Avrupa’nın ekonomik yapısını daha da bozdu. Bu devirde köylüler tek odalı kulübelerde fakir bir hayat sürüyor, savaşlardan sağ çıkabilenler de açlıktan kırı-lıyordu. Bir kadın ortalama 25 yıl yaşıyordu. Doğum sırasında anne ve çocuk ölümleri çok fazla idi. İyi beslenen soylular ise ete ve içkiye düşkün olduklarından gut ve karaciğer hastalığına yakalanı-yordu. Kurtulabilenler de frengi, veba gibi salgın hastalıklardan kaybediliyordu (7).

İşte bu şartlarda başlayan Rönesans, Aristoteles yerine diğer eski Yunanlı ve Romalı düşü-nürlerin yeniden değerlendirilmesini teşvik edecekti. Karanlık çağın ardından bilim yavaş yavaş dinin gölgesinden çıkmaya başlıyordu (7).

Fransızların “Rönesans” diye adlandırdıkları bu dönemin başlangıcı ve bitişi hakkında gö-rüş birliği yoktur. İçinde yaşadığı zamanı ilk betimleyen yazar Vasari, bu döneme “Rinascita” “Yeniden Doğuş” adını vermişti. Gerçekten de bu söz Avrupa tarihinde bilim ve felsefenin yanın-da, resim, heykel ve mimaride de karanlık ve baskıcı dönemden çıkışı ifade ediyordu. Rönesans bin yıldır süregelen ortaçağ sanatını ve onun uzantısı olan Gotik sanatı reddediyor, klasik Yunan ve Roma sanatının altın çağına geri dönüyordu. Vasari “Sanatçıların Yaşamları” adlı kitabında iki yüz kadar Rönesans ressamı, heykeltıraşı ve mimarının yaşamını ve çalışmalarını incelemişti (1, 5, 7, M).

Rönesans döneminde Floransa en görkemli devrini yaşamış, sanatın bitmez tükenmez kay-nağı olmuştu. Brunelleschi’nin Duomo için hazırladığı enfes kubbe yeni bitmişti. Luca Fancelli Palatio Pitti’nin inşaatına başlamıştı. Kentin merkezinde ise Micellozo’nun Mediciler için yapmış olduğu saray yer almakta idi. İnsan ve manzara resimlerini daha fazla gerçekçi ve doğal bir tarzda sunması nedeni ile ressam Giotto bugün batı resminin babası olarak bilinir. Ondan sonra gelen Masaccio ise Rönesans resminin ve heykelinin temellerini sağlamlaştırdı. 1484 yılında Sandro Botticelli’nin Floransa’ da yaptığı “Venüs’ün Doğumu” adlı tablo dinsel bir konu yerine klasik dö-nem mitolojisini işlediği için olaylara neden oldu. Rönesans ressamları bu modelden yola çıkarak klasik resim ve heykeldeki ideal güzelliği yeniden bulmaya çalıştılar (Gombr, alkım)

Floransa XV. ve XVI. yüzyıllarda yaşamak ve çalışmak için dünyanın en heyecan verici kenti idi. Ticarete dayalı güçlü ekonomisi, sanatçıları ve düşünürleri kente çekmişti, şehir kısa süre- de Avrupa’nın kültür merkezi oldu. Şehrin yöneticisi Lorenzo de Medici (Muhteşem Lorenzo) sanatın en önemli hamisi idi. Bilgili görgülü, eski çağlara tutkun bir aydındı. San Marco Manastı- rı’nın bahçesinde kırık sütunlar ve antik heykel parçalarından oluşan koleksiyonu vardı. Sanatçıla- rın burada çalışmasına ve antik eserleri incelemesine izin verirdi. Isabella D’ Este ise çok iyi eği-timli bir kadındı. Rönesans sanatçılarının önemli bir müşterisi oldu (1, 5, 7, M, dost, alkım)

Bilgiye susamış olan insanlarda hem öğrenme hem de daha fazla iş yapma dürtüsü gelişme- ye, sanatsal çabalar artmaya başlamıştı. İnsanın değeri yeniden keşfedilmiş, Tanrı’nın yarattığı evrendeki rolü olumlu bir biçimde değişmişti (7).

İşte böyle bir dönemde yaşayan Michelangelo kendinden önce başlamış olan Rönesans hareketini en yüksek noktaya çıkardı. Rönesans’ı temsil eden ve onun biçimlenmesini sağlayan en önemli kişilerden biri oldu (alkım).